Peygamberlerin 5 görevi nelerdir ?

Ceren

New member
Peygamberlerin 5 Görevi Nelerdir? Tebliğ, Tebyîn, Temsil, Tezkiye ve Teşrî

Peygamberlerin 5 Görevi Nelerdir?

Peygamberlerin görevleri konusu, yalnızca din kültürü veya ilmihal bilgisinden ibaret değil. Aslında “Peygamberler ne yapıyordu?” sorusu, insanın bilgiye nasıl ulaşacağı, doğru davranışın nasıl öğrenileceği, toplumun nasıl dönüştürülebileceği ve ahlâkın nasıl yaşanabilir hâle geleceği gibi oldukça geniş meselelerle bağlantılı. Bu yüzden konuyu sadece birkaç ezber kavramla geçmek yerine, her bir görevin Kur’an’daki karşılığını ve Hz. Muhammed’in hayatındaki somut örneklerini birlikte düşünmek daha anlamlı.

İslâmî kaynaklarda peygamberlerin görevleri farklı şekillerde sınıflandırılabilse de özellikle eğitim kaynaklarında beş kavram öne çıkar: tebliğ, tebyîn, temsil, tezkiye ve teşrî. Millî Eğitim Bakanlığına bağlı Din Öğretimi Genel Müdürlüğünün ders materyalinde de bu kavramlar peygamberlerin görevleri bağlamında birlikte ele alınmaktadır. TDV İslâm Ansiklopedisi ise peygamberlerin görevlerini daha ayrıntılı biçimde sıralarken vahyi bildirme, açıklama, insanlara örnek olma, insanları arındırma ve ilâhî hükümleri uygulama gibi boyutlara dikkat çeker.

1. Tebliğ: İlâhî Mesajı İnsanlara Ulaştırmak

Peygamberlerin en temel görevlerinden biri tebliğdir. Tebliğ kelimesi, bir mesajı ulaştırmak ve bildirmek anlamına gelir. Dinî açıdan ise Allah'tan vahiy yoluyla alınan bilgilerin insanlara eksiksiz biçimde aktarılmasıdır. TDV İslâm Ansiklopedisi de tebliği, peygamberlerin vahiy yoluyla aldıkları bilgileri insanlara ulaştırması olarak tanımlar.

Burada önemli nokta, peygamberin mesajı kendi kişisel görüşüymüş gibi sunmamasıdır. Görev, vahyi insanlara ulaştırmaktır. Kur'an'da Mâide sûresi 99. ayette “Peygamberin görevi, tebliğ etmekten ibarettir” denilmesi de bu sorumluluğa dikkat çeker. Diyanet'in tefsirinde bu ifadenin, insanların artık mazeret ileri süremeyecekleri şekilde ilâhî mesajın kendilerine ulaştırılması anlamına geldiği açıklanır.

Hz. Muhammed'in Mekke dönemindeki faaliyetleri bunun gerçek hayattaki en belirgin örneklerinden biridir. İlk dönemde yakın çevresine İslâm'ı anlatmış, daha sonra açık davet başlamıştır. Kur'an'ın “En yakın akrabalarını uyar” emri de tebliğin aşamalarından birini göstermektedir.

Bugünün iletişim dünyası açısından bakıldığında tebliği yalnızca “konuşmak” olarak görmek eksik kalır. Bir bilginin doğru kişiye, anlaşılır biçimde ve güvenilir kaynaktan ulaştırılması modern iletişim biliminin de temel meselelerinden biridir. Yanlış bilgi, eksik bilgi veya manipülatif aktarım nasıl toplumsal sorunlara yol açıyorsa, peygamberlerin tebliğ görevi de bunun tam tersine, güvenilir ve eksiksiz bilgi aktarımını esas alır.

2. Tebyîn: Vahyi Açıklamak ve Anlaşılır Hâle Getirmek

Tebliğ, mesajı ulaştırmaksa tebyîn, ulaştırılan mesajı açıklamak ve anlaşılır hâle getirmektir. Çünkü bir bilginin insanlara aktarılması ile o bilginin nasıl uygulanacağının gösterilmesi aynı şey değildir.

Örneğin Kur'an'da namaz emredilir; fakat namazın uygulamasına ilişkin ayrıntıların önemli bir bölümü Hz. Peygamber'in sözleri ve uygulamaları üzerinden öğrenilmiştir. Aynı durum zekât, hac, oruç ve aile hayatına ilişkin birçok konuda da görülür. Hz. Muhammed'in görevinin sadece vahyi aktarmakla sınırlı olmadığı, aynı zamanda dinin ilke ve esaslarını açıklayıp bizzat yaşadığı TDV'nin Hz. Muhammed maddesinde özellikle belirtilmektedir.

Burada eğitim bilimi açısından da dikkat çekici bir nokta var: İnsanlar soyut kuralları çoğu zaman yalnızca tanımları okuyarak öğrenmez. Uygulama, örnek, tekrar ve bağlam öğrenmeyi güçlendirir. Dolayısıyla tebyîn görevi, vahyin günlük hayatla bağlantısını kuran açıklayıcı bir boyut taşır.

Bu noktada forumdaki tartışma için şu soru ilginç olabilir: Bir dini hükmün metnini bilmek ile o hükmün amacını ve nasıl uygulanacağını anlamak arasında sizce ne kadar fark var?

3. Temsil: Öğretilen Değerleri Bizzat Yaşamak

Peygamberlerin üçüncü önemli görevi temsildir. Temsil, anlatılan dinî ve ahlâkî ilkelerin davranışlarla ortaya konulması anlamına gelir. Yani peygamber sadece “doğru olun” diyen biri değildir; doğruluğun, adaletin, sabrın, merhametin ve sorumluluğun nasıl yaşanabileceğini kendi hayatında gösterir.

Kur'an, Hz. Muhammed'i “güzel bir örnek” olarak sunar. Ahzâb sûresi 21. ayet bu açıdan özellikle önemlidir. TDV de peygamberliğin amacının yalnızca bazı ilkeleri insanlara bildirmek olmadığını; ferdî ve toplumsal düzeyde dönüşüm sağlamayı da içerdiğini belirtir.

Gerçek hayattan bakıldığında bunun güçlü bir karşılığı var. Bir yöneticinin “adaletli olun” demesi ile karar verirken gerçekten adaleti gözetmesi arasında büyük fark vardır. Bir ebeveynin çocuğuna “dürüst ol” demesi ile çocuğun yanında kendi hatasını kabul etmesi de aynı şekilde farklıdır. İnsanlar çoğu zaman davranıştan, sözden daha güçlü biçimde etkilenir.

Bu nedenle temsil görevi yalnızca tarihsel bir dinî kavram değildir. Eğitim, psikoloji ve liderlik araştırmalarında da rol model davranışının önemine ilişkin geniş bir literatür bulunmaktadır. Burada peygamberlik ile modern liderliği eşitlemek doğru olmaz; ancak “söylediğini yaşamak” ilkesinin insan davranışı üzerindeki etkisi farklı disiplinlerde ortak biçimde görülebilir.

4. Tezkiye: İnsanların Ahlâkî ve Manevî Olarak Arınmasına Rehberlik Etmek

Dördüncü görev tezkiyedir. Tezkiye; insanın kötü alışkanlıklardan, bencillikten ve ahlâkî zaaflardan arınması, iyi ve erdemli bir kişilik geliştirmesi yönündeki eğitimi ifade eder.

Kur'an'da Hz. Peygamber'in görevleri arasında insanlara ayetleri okuması, onları arındırması ve onlara kitabı ve hikmeti öğretmesi zikredilir. Tezkiye bu nedenle yalnızca bilgi aktarmakla sınırlı olmayan, insanın karakterini geliştirmeyi hedefleyen bir boyuta sahiptir. Akademik çalışmalarda da Hz. Peygamber'in tebliğ, tebyîn ve öğretme görevlerinin yanında tezkiye görevinin bulunduğu; bunun insanların manevi gelişimine rehberlik etme anlamı taşıdığı ifade edilmektedir.

Burada kadınların ve erkeklerin meseleye farklı deneyimlerden bakabilmesi mümkündür; ancak bunu “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklindeki kalıplara indirgemek doğru olmaz. Örneğin bazı insanlar tezkiyeyi daha çok kişisel disiplin, irade ve davranış değişikliği açısından önemseyebilirken, bazıları aile ilişkileri, empati, merhamet, toplumsal dayanışma ve duygusal iyilik hâli açısından değerlendirebilir. Bunların ikisi de konunun farklı ama birbirini tamamlayan boyutlarıdır.

Asıl dikkat çekici nokta şu: Bir insanın çok şey bilmesi, bildiği şeyi mutlaka doğru uyguladığı anlamına gelmez. Modern eğitim açısından da bilgi ile davranış arasında otomatik bir eşitlik bulunmaz. Tezkiye kavramı tam olarak bu boşluğa dikkat çeker. Amaç yalnızca “ne doğru?” sorusuna cevap vermek değil, “doğru olanı yaşayabilecek nasıl bir insan olmalıyım?” sorusunu da gündeme getirmektir.
 
Üst